Kader ruhumuza vur Rüzgârlar gibi savur Bu meçhul manzarayı. Onun olsun sarayı Gökte oturan devin Bize tahta bir evin Düşsün küçük parçası. Aynalarda sırası Gelsin yeni yüzlerin Hiç olmamış gibi Sanki doğmamış gibi, Çok uzun gecelerin Tılsımlı hecelerin Başlasın anbiansı..!
Sevmek hüzün karası Ne zor şeymiş anlamak! Mutluluğu sağlamak Acı fikrine gebe Karanlıkta bir ebe Doğurtuyor piçini Ölülerin hiçini Hiçler içine bu velet Düşecektir ansızın Tanrım! Sen bizi affet! Sabrı yok bahtımızın..!
II
Bir el taşır mekânı Bir el iter zamanı Yok mu bunun ötesi? Gaiplerden su sesi Geldi kulaklarıma Yaşamanın farkına Ulaştım o kutsal an! Nasıl açıyor şu kan, Hayata gözlerini! Hangi ruhun nefesini İçiyor kapakları! Terk eder sokakları O da bir esrarlı gün Arkasından son düğün Yapılır mezarında Durur hayat kanında Toprağa düştüğü an..!
Bildiğim sır değildi Çerçeve içi mekân Ressam birden eğildi Aydınlandı gökyüzü. Ressam birden eğildi Suya gölgesi düştü! Bir figür müydük bizler Çerçevenin içinde! Öyleyse yanın sizler Bu yangının içinde..!
III
Kalabalık caddeler! Durun yürümeyin Tekin değil köşeler Vurmayın, öldürmeyin Ölülerin hiçini Kiminiz, kiminizi Görmeyecek bir daha!
Rüzgâr vuruyor cama Siyah-beyaz çerçeve Bu pencereyi ressam Bana etti hediye Hoş! Ayrılık sansam Ayrılmayı evimden Kaçmak gibi kendimden Uzaklara saldırsam Ağlayarak sarılsam O en güzel kadına. Hüzünlerin sırtına Çıksam yok tepelerden Mahrem, yasak gözlerden Karışsam bulutlara Ölü sığmaz tabutlara Ayrılık vakti gelince. Ölü sığmaz tabutlara Bekleyenler gidince!
Ruhumuz nasıl solgun Sanki esmere vurgun Gibi bakar sokaklara. Bu resim rüyalara Girer bir çocuk gibi En titrek gölgeleri Hatırlar yaşaması. Aynalarda sırası Gelsin yeni yüzlerin Hiç olmamış gibi Sanki doğmamış gibi, Çok uzun gecelerin Tılsımlı hecelerin Başlasın anbiansı..!