|
 |
 |
Okunma |
|
913 |
Marmaris , Bodrum yollarında çevredeki limon portakal bahçelerinden yayılan koku adeta bizi sarhoş etmişti. Fethiye seralar ülkesi. Yemyeşil ovada uzanan binlerce serada kış boyunca her türlü sebze yetiştiriliyor. Fethiye deniz kenarında tarihin, tabiatın buluştuğu şirin bir ilçe. İnsanların çoğalmadığı aylarda ve tabiatın bütün güzelliklerini cömertçe ikram ettiği ilk baharda gezmeyi çok severim.
Saklıkent diye bir yer varmış. Nerede saklıymış bakalım diyerek yola koyulduk. Dağlar , tepeler , ovalar yemyeşil. Her yerden yeşillik fışkırmış .Az gittik uz gittik , bir dağın dibinde durduk . Beş altı minare boyu yüksekliğinde ve ancak iki otobüsün geçebileceği darlıkta derin bir kanyon içinden coşkun bir dere çağıldayarak akıyor.
İki taraf dağdan duvar ve birinin eteğinde yalnız yayaların geçebileceği 200 metre uzunluğunda bir gezi köprüsü yapılmış. Köprünün bitim yerindeki kaya bloklarının altından kaynayan suları görüyorsunuz . Bir taraftan gelen gri renkli çamurlu su ile diğer taraftan fışkıran billur gibi temiz , şerbet tadında iki dere ileride birbirine karışarak akıyorlar .Ancak başınızı kaldırdığınız zaman gökyüzünü görebiliyorsunuz.
İşte Saklıkent burasıymış. Çevrede kent filan yok ama adı öyle .Bu derin kanyonda bir çok hikmetler saklı . Tertemiz olanından birkaç yudum içtim . Çok tatlı ve soğuk olan bu güzel su hayatın safiyetleri gibi çağıldarken bir buluşma noktasında çamurlu dereyle karışarak insan hayatına benzemiş …
Bir de Antalya’da benzeri bir Saklıkent olduğunu öğrendim . Orada da dağların arasından fışkıran çağıldayan bir dere ve çevresinde zengin evleri varmış . Canları isteyince kayak yapıp sonra on dakikada arabalarıyla sahile inip denize girerlermiş .
Fethiye’den 12 kilometre sonra meşhur “Ölü Deniz”e geldik . Ölü lakabı hiç kımıldamamasından kaynaklanıyor . Daracık bir boğazla denize bağlanmış şahane güzellikte bir göl .. İçine yatlar girebiliyor . Kıyısında birkaç pansiyon ve piknik tesisleri dışında insan elinin değmediği bu harika yerde yamaçlardan denize doğru koşan çam ağaçları , ölü denizin ayna gibi yüzeyine eğilip sanki saçlarını tarıyorlar. Rüzgar ve en küçük bir su üstü kırışıklığının olmadığı bu koyda sudaki orman yansımalarını seyrederken her şeyi unutuyorsunuz.
Ağaçlar , deniz ve ıssız kumsallar kendi dilleriyle Allah’ı tesbit ediyorlar . Biz de bu güzellikleri selamlayarak ve istemeden de olsa veda ederek yola revan olduk
|